31 Ocak 2012 Salı

Kazım'ın Ardından...

0 yorum




İlk başta hiçbir Galatasaraylı istememişti Kazım'ı. Birinci sebep, disiplinsiz hareketleri, ikinci sebep, takımın kötü bir sezon geçirmesi ve böyle vasat bir transferin gerçekleşmesi, üçüncü sebep ise eski bir Fenerbahçeli olması... Üçüncü sebep çok da önemli değildi aslında çünkü nice Fenerbahçeli futbolcular geldi geçti Galatasaray'dan. Çoğu tutmamıştı belki de ondandı taraftarın Kazım'a ısınamaması...

Aradan zaman geçti ve Kazım ile Galatasaraylı taraftarlar barıştı. Bunun sebebi takımdaki pozitif havası ve yükselen performansıydı. Fakat ilk yarının son haftalarında ve ikinci yarının ilk maçlarında Kazım'ın performansı çok düştü. Puan kayıpları Eskişehirspor ve Bursaspor maçları ile başladı ve taraftarlarca bunun faturası Kazım'a çıkartıldı. Kazım da dayanamayıp Olympiakos'a gitti. Ya da Fatih Terim tarafından gönderildi...

En büyük eksikliği çekilen bir mevkiiden oyuncu gönderilmesinin iki sebebi vardır, ya o bölgeye çok iyi bir transfer gelecektir ya da o oyuncu affedilemez bir hata yapmıştır. Bana ikincisi daha mantıklı geliyor.

4 ay için 900.000 Euroya Olympiakos'a kiralamayı da pek anlamadım. Kazım'ın ederi 3-4 milyondur en fazla. Riera'nın intikamı mı alınıyor bilmiyorum ama büyük bir başarı bu fiyata kiralamak...

27 Ocak 2012 Cuma

Yok Artık!

0 yorum
Eski Celtic'li Shunske Nakamura öyle birşey yapıyor ki, LeBron James'i aratmıyor.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Xherdan Shaqiri (Bay Kas)

0 yorum
Aşağıda yer alan videosunda da görüleceği gibi ben bu adama (çocuğa demek lazım ama ayıp olur artık) Mr. Muscle demek istiyorum. İyi vücut çalışmış maşallah...

Bu arada ismi "Zerdan Şakiri" değil de "Cerdan Şaçiri" diye okunmakta... Loric Cana gelmeden önce "Kana" diye okuyanları çok gördük ama bu hatadan hemen dönülmüştü de "Tsana" demeye başlamıştık. Hani olur da gelirse Galatasaray'a "Cerdan Şaçiri" demekten çekinmeyelim, doğru telaffuz edelim.


video

7 Ocak 2012 Cumartesi

Değişmeyen Tek Şey 'Değişim'

0 yorum




Galatasaray, şampiyon olduğu 2007-2008 sezonundan beri ilk kez bu kadar takım oyununu çok iyi oynayan, arkadaşlık seviyesi üst seviyede olan bir sezon geçiriyor. Bunun en büyük nedeni de sezon başında büyük bir enkazı devralan Fatih Terim gibi bir futbol adamının gelmesi...

Geçen sezonki kadrodan 18 futbolcu ile yollarını ayıran (kiralık gidenler de dahil), 12 yeni futbolcuyu kadrosuna katan (Semih Kaya ve Emre Çolak'ı da yeni transfer sayarsak) Galatasaray'da böyle bir harmoniyi yaratma başarısını ancak Fatih Terim gibi bir teknik adam yapabilirdi.

2007-2008 sezonunda Karl Heinz Feldkamp ile başlayan değişim sırasıyla Cevat Güler, Michael Skibbe, Bülent Korkmaz, Frank Rijkaard ve Gheorghe Hagi ile devam etti fakat tabii ki sonu hep hüsranla sonuçlandı.

Üçüncü Fatih Terim Dönemi Galatasaray için şu anda iyi gidiyor. Bakalım Terim'in Aslanları sezon sonu şampiyonluk ipini göğüsleyebilecek mi hep beraber göreceğiz...

20 Ağustos 2010 Cuma

Galatasaray Ruhu

0 yorum

Dün oynanan Galatasaray - Karpat Lyiv maçından bir görüntü... Bu ikili dün Galatasaray'ın imajını kurtaran isimler oldu. Dünkü maçta kaç Türk futbolcuda böyle bir hırs ve Galatasaray Ruhu'nu temsil eden kişi vardı? Kaptan Arda da dahil bu soruya...

Hala tam oturmamış, eksik kadroya transferler bekliyor Galatasaray camiası. Transferler geldi diyelim, bir de bu yenilerin alışma süreçleri olacak... Transferler bugün gerçekleşse bile adaptasyon süreci en az 1 ay olacak yeniler için. Rijkaard'a tanrı sabır versin. İşi gerçekten çok zor.

Son olarak; eğer Galatasaray ikinci maçta da böyle oynarsa geçen yıl Beşiktaş'ın yaşadığı Metalist Kharhiv kabusunu yaşar. Fakat şu resimdeki ruhu 11 kişi sahaya yansıtırsa "Merhaba UEFA Avrupa Ligi".

17 Ağustos 2010 Salı

Galatasaray'ın Şampiyonluk Reçetesi

1 yorum

Frank Rijkaard-Johan Neeskens denildiğinde kuşkusuz hepimizin aklına Hollanda ekolü gelir. Hollanda ekolü nedir? Total futboldur, 4-3-3'tür vs... Yani herkes toplu hücum-toplu defans yapacak demektir.

Son dönemlerde bu futbol anlayışını yerine getirmeyen ve eleştirilen Galatasaray'da suçlu olarak ilan edilen kişi Frank Rijkaard. Bazı Galatasaray taraftarı "gitsin" diyor bazısı ise "sabretmek lazım" diyor. Ben ise ikisine de karşıyım.

"Gitsin" diyenlerin hepsi Michael Skibbe'ye de son maçında Kocaelispor karşısında "İstifa" diye bağırmıştı. İstifa etti de ne oldu? Takım tecrübesiz Bülent Korkmaz'a emanet edilmiş ve 5'inci olunmuştu. Skibbe'yi çok başarılı buluyordum (o maçta Kocaeli'den 5 yenmesine rağmen). Çünkü Skibbe modern futbolun gereklerini yerine getiriyordu (Rijkaard ise daha geleneksel davranıyor). Galatasaray'ın Avrupa'daki sarsılan karizmasını da düzeltmişti Benfica, Olympiakos ve Bordeaux maçlarında... Ama gönderildi işte... Yerine Bülent Korkmaz geldi, o da gönderildi... Şimdi ise Frank Rijkaard sırada.

"Sabredilmeli" diyenleri de "şu an" hayalperest olarak görüyorum. Frank Rijkaard'ın oynatmak istediği sistemdeki en önemli bölge orta sahadır. Orta sahanda 1 tane defansif özellikleri yüksek, 1 tane oyunu 2 yönlü oynayabilen (defans ve ofans özellikleri yüksek) ve 1 tane de iyi bir hücumcu gereklidir. Rijkaard bu sistemi kimlerle uygulamaya çalışıyor? Mustafa Sarp, Barış Özbek, Ayhan Akman... Nasıl sabreder Galatasaray taraftarı bu futbolcularla? Yaşları genç değil ki kendilerini geliştirsin? Belli bir futbol kapasitesine erişmiş ve artık gelişime kapalı oyuncular hepsi (Barış Özbek genç ama onun da gelişime açık olduğunu sanmıyorum).

Eğer Galatasaray güzel oyun izletmek, total futbol oynatmak istiyorsa (Galatasaray yönetimine geliyor bu tavsiyem) mutlaka orta sahasına en az 2 kaliteli transfer yapması şart. Galatasaray'ın şampiyonluk reçetesi orta sahasını şekillendirecek 2 kaliteli oyuncudan geçiyor.

Son olarak Galatasaray son 8 yılda tam 9 teknik adam değiştirmiş, 2002 yılından beri istikrar ve başarı da gelmemiş. Lütfen Galatasaray taraftarı ve yönetimi bunu da göz önüne alsın ve teknik direktörüne sahip çıksın.

11 Temmuz 2010 Pazar

Finalin adı: Hollanda - İspanya

0 yorum

Türkiyesiz bir dünya kupasının daha sonuna gelmek üzereyiz. Bu turnuvada Türkiye yer alsaydı bir Uruguay kadar başarılı olabilir miydi? sorusunu soruyorum ve hemen yanıtını veriyorum kendi kendime: "Kesinlikle hayır!" Daha takım olamadık biz ve yerleşmiş bir futbol felsefesine hala sahip değiliz. Umarım Guus Hiddink ile bunları aşarız. Ben inanıyorum!

Neyse gelelim asıl konumuz olan Dünya Kupası finaline. "Total Futbol"un kurucularından Hollanda ile son zamanların en başarılı takımı İspanya karşı karşıya... Otoriteler "Viva España" diyor. E haklılar tabi. Şu ana kadar göze hoş gelen bir futbol sergileyen, ne yaptığını iyi bilen, bol pas yapan ve koşan bir ekip İspanya. Hollanda ise ne yapıp edip golü bulan bir takım ama İspanya kadar bilinçli oynamıyor gibi...


Hollanda'nın istatistiki bir avantajını gözlerden kaçırmamak lazım. Oynadığı Son 25 karşılaşma da da yenilgi yüzü görmemiş.
Yani İspanya'nın bu verilere bakıp feyz alması lazım. aksi taktirde pahalıya patlayabilir (bkz: 16 haziran 2010 İspanya - İsveç maçı). Sneijder eğer bu kupayı kazanırsa da Dünya'nın en mutlu futbolcusu olacak ve tarihe geçecek. Hem lig, hem İtalya Kupası hem Dünya Kupası'nı kazanmanın mutluluklarını yaşayan kişi olacak eğer İspanya'yı geçerlerse tabii... Ayrıca gol krallığında da David Villa ile yarışıyor. Gol kralı da olursa "tadından yenmez".

İspanya, Almanya maçındaki gibi sabırlı olursa, gol gelmiyor diye panik yaparsa bu maçı kaybeder. Almanya maçında çok güzel oynadılar. Sabrettiler ve golü buldular. Ama bu sabrı maçta yenikken de yapmak önemli. Olası bir Hollanda golünde yenik durumdayken deliler gibi atak yaparsan, stres yaparsan bu kupa da ellerinden kayar gider...

Hollanda işi sıkı tutup, ne yapıp edip İspanya'dan önce gol atmak isteyecektir. Daha sonra da geriye çekilip İspanya'nın ataklarını savuracaklar, kontraataklarla ikinci golü bulmayı deneyeceklerdir.
Dünya Kupası şampiyonluğunun ne olduğunu bilmeyen bu iki takım da bugün çok büyük bir mücadele sergileyecekler. Umarım hakeden kazanır diyeceğim ama öyle olmuyor. Çünkü bu oyunun adı "Futbol".

Not: Benim bu maçta gönlümden geçen takım Hollanda. 1974 ve 1978 Dünya Kupası finallerinde hep ev sahiplerine karşı kaybettiler. Bu sefer karşılarında ev sahibi bir takım yok. Kazanma şansları yüksek :)